Ağustos 24, 2011

uy(um)..

klik klik.. güneş doğmadan çok önce, yolun sonuna geldikten çok sonra..

- önden buyurun..
- teşekkürler..

her zaman oldukça kibar ve kimi zaman samimi de üstelik.. tekrar; kafandakileri toplamana fırsat vermeden.. ölçülemeyecek değerleri alırlar ve birinin diğerinden daha değerli olduğuna karar verirler.. hiçbir fikirleri yoktu aslında.. o halde, dedim ki;

- sakin olman haklı olduğun anlamına gelmez..
- neden bunu dedim?
- çünkü hiç sakin değilim ama sadece bazen haksızım..

hoşuna gitse de gitmese de.. çalmak, sanatsal bir yöntem olarak oldukça asil.. bir kere, etkili ya da estetik olmadığını kim iddia edebilir.. bir de şu mesele var, ancak başladığın noktaya dönebilirsin, gidebileceğin başka bir yer olduğu zannı yalnızca bir ilüzyondan ibarettir ve bu koşullar altında, başladığın noktaya döndüğünde, aradaki pişmanlıklarının yanına kar kaldığını sanman sadece iyimserliğindir.. tabii ki, şu bulunduğum koşullar altında, seni iyimserliğinden dolayı suçlayacak ya da yargılayacak değilim.. birincisi; buna hakkım olmadığını düşündüğümden ama daha da önemlisi şahsıma geri yansıtılmış bir yargılamadan çok ama çok korktuğum için..

- seni bir korkağa çevirdik..
- tebrik ederim..

geride dur, kızım.. başlamam için biraz çalmam gerekiyor, gerisi bana kalmış.. yanımda da durabilirsin ama karşımda değil.. birincisi önüme çıkman hoşuma gitmiyor ama daha da önemlisi yüzyüze bir karşılaşmayı kaldıracak halde değilim..

o yüzden bir üflemeli çalmaya karar verdim.. ciğerlerimin nefes almaya yaramasının bile zorlaştığı zamanlardan çok sonra üstelik.. olmayanı ve olamayacak olanı istemenin çekiciliği.. yeni bir şey..

- yeni biri?

önce biraz tüketmeliyim ki yaratabileyim.. tüketecek bir şey kalmayana kadar tüketeyim ki yaratabileyim.. tükettim ve bittim.. etrafta tüketecek bir şeyler ya da birileri kalmadığı noktadan itibaren çaktırmadan kendimi tüketiyordum.. bitiyor.. bitecek.. bitti..

kabul edelim ki bu dünyada gerçekten değerli çok az şey var; rüzgar panelleri, eski plaklar, futbol, büyük deniz canlıları.. ıssız bir adaya düşsem ilk üçünü alırdım yanıma ve dördüncüsünün de adanın yakınlarında bir yerlerde olmasını dilerdim.. bu doğru değil.. ıssız adaya yanımda hiçbir şey götürmezdim.. hiçbir şey.. ıssız adanın ne anlamı kalır, kaçmaya çalıştıklarını peşinde sürüklediğin sürece..

daha yeni başladık, kendimle değil sizinle konuşuyorum.. bu can sıkıcı.. biraz daha içmem lazım.. bu dünyanın gördüğü en zavallı insan davranışı birine bir şey anlatmaya çalışmaktır.. bütün edebiyat tarihi, bütün akademi, bütün sanatınız, bütün alfabeleriniz, bütün yazılı metinleriniz, bütün bu anlatma isteği.. bütün bu anlaşılma isteği.. dil, insanoğlunun en büyük çaresizliği ve çıkmazı olmalı.. siz hiç birbirlerine bir şey anlatmaya çalışan iki kuş gördünüz mü? ben de, her bir nebze umudu kalmış insanın yapması gerekeni yapacağım, sadece kendime anlatacağım bu noktadan itibaren.. ve eğer size bir şey anlatmaya çalışırsam, bilin ki yalan söylüyorum..

(ara)

şu puslu ve kasvetli, limanda, denizin kenarında, soğuk hava renginde, bir kuzey avrupa sahnesi.. iki küçük çocuk.. iki küçük erkek çocuk, oyuncak bir bebek, bez bebek değil, ya da öyle.. ve bağıran, her zaman bağıran, adamlar.. sinirliler çünkü tarihle, ve gelenekle, ve en önemlisi ahlakla asla dalga geçilemez.. o yüzden de öpüşmeleri için futbola ihtiyaçları var.. çünkü takdir edersiniz ki yalnızca futbol, müzik ve öpüşmek kadar güzel bir şeydir.. (bir de zafer gülü)..

o halde tek ihtiyacımız olan güzel kızların yumuşak seslerini duymak.. hayata bağlanmamız gerek bir şekilde.. bizi hayata bağlayacak sahte bir şeyler gerek.. tuşlu çalgıların, ve üflemeli çalgıların, ve gördüğümüz rüyaların, ve hava ne olursa olsun gittiğimiz deniz kenarlarının bir yerlerine sıkışmış yumuşak kız sesleri gerek..

birilerinin "hayat, bundan daha fazlası" diye bize yalan söylemesi gerek.. birilerinin, her vazgeçeni, bize adi bir suçluyu işaret ediyormuşcasına parmakla göstermesi gerek.. bizim, parmağın ucunda işaret edilen olmadığımız için en sahtesinden bir rahatlamaya, ahlaksızca bir şükür etmeye kendimizi adamamız gerek..

tıkanma anı, çoğu zaman sahte olandan bir uyanma anı, farkedebilirsek.. tıkanmadan o kadar uzun süre koştum ki, sahteliğin gerçekliğin yerini aldığını görmeme imkan kalmadı.. şimdi ise, bu öyle bir tıkanma ki, bu devasa sahtelikle başa çıkmak boyumu aşıyor..

o halde suya dalmalı, artık dalamadığım sulara.. nefes, görme yetisi, hareket kabiliyeti, en önemlisi de, güven duygusu.. suyun altında ihtiyacım olan her şeyi kaybettim.. beni suyun üstüne çekip çıkaracağını zannettiklerimi de.. bütün hayat, bütün hani şu dış dünya dedikleri, beni kaplayan, çevremdeki her şeyi kaplayan o şey, sonsuz bir okyanusa dönüştü.. eğer kendimi yüksek bir yerden betona doğru bırakmaya karar verseydim, ayağıma koca bir taş bağlardım..

size, sizi ve kendimi, kendimize getirmek için saldırıp durdum.. yararı yok, siz kendinizden (ve benden) daha çok uzaklaşıyorsunuz ve ben kendimi daha çok kaybediyorum.. bütün bunların sadece benim için değil, herkes için bir bedeli olmalı.. tek derdim o bedeli benim belirlemem.. narsist, giderek faşist, kontrolsüz bir hezeyan durumu..

konunun özünden uzaklaşma korkusu yersiz olduğu kadar gerçek.. özün belirsizliği, yersizliği ama uzaklaşma hissi, gerçekliği.. bak bu soğuk, çünkü naif ve kasvetli.. ne kadar samimi ise o kadar korkutucu..

herkesin bir şekilde çıkış yolunu bulmasının iki açıklaması olabilir.. birincisi, ben yarrağı yedim, bir çıkış vardır ve işte bulunabilir, ve ben asla bulamıyorumdur, o zaman bütün bunları sil gitsin.. ama daha önemlisi, büyük ihtimalle sadece çıkış yolunu bulmuş gibi yapıyorsunuz ya da bulduğunuzu zannediyorsunuz.. sizi suçlayamam, ama zavallılığınızla alay edebilirim.. sedece kendi zavallılığımın doğurduğu acıyı azaltmak için elbette.. ama herkesin aynı çıkmazın yolcusu olduğunu bilmek huzur verici olurdu.. üzgünüm, samimiyim dedim ama asla şefkatli olduğumu söylemedim..

elimden alabileceklerinizin bir listesini yapsam ve kalana dokunmasanız.. korkmayın alabilecekleriniz listesi neredeyse sınırsız, kalanlar neredeyse gözardı edilebilir bir nicelik.. müziğim var, bütün müzikler değil, benim için önemli olanlar.. tek başıma yürümek var, kafamda milyonlarca düşünce ile, artık neredeyse yapamıyorum.. futbol var.. kadınlar yok..

sadece bir sonuca, bir çözülmeye ve rahatlamaya, çözülümün verdiği huzur duygusuna, en azından bütün bunların bir an için olduğu ya da olma ihtimalinin olduğu duygusunu hissetmeye ihtiyacım var.. anlam bozukluğu dilbilgisine değil, hayata dair bir kavram olmalıydı.. anlam.. bozuk.. hayat.. çürük.. böyle denmeliydi.. kurbanlarının herkes olduğu bir gerçeklikte, oradan buradan, belki de rastgele, kurbanlar yaratmak düşündüğünüz kadar işe yarayan bir yöntem mi gerçekten?

açık bir festivalin anıları.. ki kendisi değil, sadece anımsatıcısının anıları.. yine de güzeldi.. ışık önemlidir.. ışık önemliymiş.. bunu anımsattığın için sağol.. değerli olan bir kaç şeyin yanına yaz bunu, ışık.. sadece başlangıcım, devamı ya da sonu değil.. üstelik başlangıçları da çalıyorum, iyi mi? ama ne var biliyor musun, onları kendimin birer parçası haline getirdim, benden bağımsız değiller artık, onlar için "sen değilsin" diyemezsin..

tıkandığım anlar kurtuluş ve kaçış.. bunu biliyorum.. hemen geçiyorum diğerine, bir sonrakine.. bunu yanlış anlamamanı umuyorum.. hayatımızı tek cümleyle ifade etmemizi bekliyorlar artık bizden.. ve siz de debeleneceksiniz, ve ifade edemeyeceksiniz doğal olarak ve kazara başarırsanız, elbette ki yanlış anlaşılacaksınız..

klik klik klik..

1 yorum:

  1. ah ahmet efendi,sizin bu sarkastik tavrınız...hem bize hem kendinize...

    YanıtlaSil